Seyahat Etmekten Korkanlara ve Bahane Bulanlara İp Uçları

Dışarından nasıl gözüktüğünü biliyorum: "Arkadaş, nasıl bir para o sizdeki?" diyorsunuz. Şuradan biliyorum; bunu yüzüme söyleyecek kadar dürüst arkadaşlarım var. Baştan konuşalım: "Arkadaş, yok öyle bir para!" Son iki seyahatin sponsoru vardı zaten, ama diğerleri için de öyle delice paralar harcanmıyor; harcanabilir, ama tekrar ediyorum: "Bizde yok öyle bir para!"

Kadınlar indirimde ayakkabı görür de kendini durduramaz ya, işte benim uçak bileti alışım tam da aynı yerden. "NE 250TL MİYMİŞ??? AL, AL, AL!" ruhu ne biletler aldı bilemezsiniz. Herkesin takip ettiği bir şey var; kimi gazete okuyor; kimi kültür-sanat hayatını takip ediyor; kimi Markafoni'de elbise kovalıyor... Ben de ucuz uçak bileti takip ediyorum, hatta takip etmesem de artık önüme çıkıyor. Yok önüme çıkmıyor mu? Darallardan fenalıklara espresso içesim mi geldi? O mili buraya transfer edip bunu buraya ekleyip şunu şuradan çıkarıp iki ay dışarı çıkmazsak denk oluyor zaten.

Şöyle bir hikayemiz var. Benim yine gözüm dönmüş, önümüzdeki 8 ay için 4 farklı bilet almışım bize. Artık son Bologna biletini aldım ve abarttığımı fark ettim. 3 gün, 2 gece Bologna... Ama 150 lira kişi başı gidiş dönüş... Tutabilmem kendimi mümkün değil... Sabahında bu bileti aldım, akşam Mustafa'yla ismi lazım değil bir pizzacıya gittik. Konuşuyoruz: "Evet, biraz abarttık; daha az para harcamamız lazım!" diye. Gecenin sonunda hesap geldi: 350TL. Demek ki biz abartmıyoruz aslında. Bize, Bologna'ya 2 kişi gidiş dönüş uçak bileti + pizza ve şarap yiyebileceğimiz, hesap getiren işletmeler abartıyor.

Bu bir tercih... Ben, dışarı çıkıp çok da keyif almadığım bir kaosun içinde harcayacağım parayı, dünyanın başka bir yerinde beni bir adım ileri götüreceğim bir deneyime harcamayı tercih ediyorum.

Ve inanın ki dünya bilmediklerimizle dolu... St. Tropez'de partilemek yerine kimsenin ismini duymadığı bir Fransız kasabasında ev sahipleriyle oturup bize pişirdikleri yemeği yemeyi tercih ediyorum, çünkü bence o daha gerçek.

Bu, Michelin peşinden gittiğimiz 4 yılda hiç bir anımız, unutulmuş bir yerde yediğimiz yemek kadar değerli değil. Asador Extebarri'yi bir kenara koyarsak yediğimiz tüm yıldızları üst üste koysanız, İtalya'daki dedesinin tarifiyle prosecco yapan genç adamın restoranının heyecanını karşılamaz... Üstelik o heyecan, yalnızca bedelini istiyor; ününün parasını değil.

Dolayısıyla tekrar ediyorum bu bir tercih... Biz dağlarda, unutulmuş köylerde, kimsenin uğramadığı yerlerde kalmayı seviyoruz. Bunun bedeli, tahmin ettiğinizden çok daha az oluyor; tatmini ise tahmin edemeyeceğiniz kadar fazla...

New York'tan döndüğümde hissim tam da şuydu: "Tanrım, dünya o kadar büyük ki! Neden bu insanlar hala bu aptalca şeylere takılıyor?" İşte tam olarak dönmek istediğim yer, her seferinde o... Başka insanların hayatına girip çıkıyorsunuz... Başka hikayeler dinliyorsunuz... Size çok şanslı gelen insanların, aslında o kadar da şanslı olmadığını fark ediyorsunuz...

Her zaman bahaneniz olacak, bazen para, bazen dil, bazen yalnızlık, bazen çocuk, bazen evcil hayvanınız... Halbuki sahip olmanız gereken tek şey cesaret. Çözümler bulunur, yeter ki siz isteyin ve ne istediğinizi iyi bilin...

*Bu fotoğraf, 2003 yılında 2 hafta tek başıma interrail yaptığım zamana ait. Kendi başıma yaptığım ilk yolculuktu... Günlükler yazdım, kitaplar okudum, insanlarla tanıştım, masalara dahil oldum... Tam gerektiği kadar yalnız kaldım da fazla geldiğinde hep yoluma birilerini çıkarttı hayat...

Boşuna o dükkanın, bu blogun adı Vacilando olmadı... Siz yeter ki gitmek isteyin...

takıp edın 

  • Instagram Clean
  • w-facebook

baska ne var