Yazık Olmus Bir Jenerasyonun Hikayesi


Bu bir tarif yazısı değil, daha çok iç dökme yazısı...
Ben çocukken annemle limonlu kek yapardık. Bahsettiğim 86-87 filan olmalı... Limonları rendelemek benim işimdi. sonra burnumu miksere sokar "Oldu mu? Oldu mu? Oldu mu?" diye beklerdim. Bir şeyler pişirmek benim gibilerine uygun bir iş değil. Sabır gerekir, emek gerekir, beklemek gerekir. Oysa bir çocuk olarak hemen olsun istersiniz. Hemen olmayınca da kasedeki hamuru yalayıp yutarsınız. O limonlu kekler bizim evde hatırladığım ve benim dahil olduğum tek tatlı.
Sonra ne oldu bilmiyorum. İstanbullu bir ailenin koleje giden, annesi babası yüksek kültür düzeyinde bir ailede tatlı yapılmaz oldu. Hayatımıza hazır dönerler, lazanyalar, cipsler, kolalar, şekerler, dondurulmuş ürünler, ketçaplar, mayonezler, hazır çorbalar girdi... Ne zaman gerçek yemeği kimyasallara tercih ettik bilmiyorum. Ama lezzetlilerdi, hala da öyleler eminim ki...
Tatlı yemeyi hiç bir zaman çok sevmedim ya da ekmek yemeyi. Yemek yaptığım çok oldu ama hiç bir zaman kendime güzel bir tatlı hazırlamamışımdır.
Ya orta son'da ya lise 1'de sıra arkadaşımla harçlık biriktirip Taksim'deki Vakkorama'ya giderdik. Hayatım boyunca unutmayacağım waffle üzerine tarçınla karamelize olmuş krem şantili bir tatlıları vardı. Muhteşemdi...
Ben Taksim'de okumaya devam ettim, ortaokul, lise, üniversite hazırlık... Tantuniler, hamburgerler, dürüm dönerler... Her gün 200-250g şeker mutlaka almışızdır çay, kahve, içecek derken...
Sonra Starbucks açıldı, hiçbirimizin şeker komasına girmemesi tamamen mucize eseridir bence. Çünkü musluktan su içebilen bir nesilden frappucino'lu bir nesile dönüştük.
Dr. Oetkel hayatımızı kurtardı çoğu zaman, kurabiyeler, muffinleri, kekleri ve şimdi toz şantiler, toz pastacı kremaları, ekler, cheesecake derken her şeyi yapabilir hale geldik evde.
Sonra benim için bir şey oldu... Ne olduğunu bilmiyorum. Önce televizyonu bıraktım, sonra gazeteyi, en sonunda da hazır yemeği...
Ben İstanbullu'yum; aldığım kremanın, unun, yumurtanın içinde ne olduğunu biliyorum. Her gün kendimi ne tür zehirlere maruz bıraktığımdan haberdarım. Bunu yok sayamam ya da almayı reddedemem. Ama en azından bunu minimumda tutmaya çalışabilirim. Kendi kremamı yapmayı, kendi ekmeğimi yapmayı deneyebilirim ve inanın o kadar zor değil.
Her şey istemekle başlıyor, kimyasalsız, katkısız, Gdo'suz, margarinsiz, aldatmasız bir gerçeği isteyerek başlıyor. Benin çocuğumla hazır karışım kullanarak değil; un, yağ, yumurta ve kokulu gerçek limonlarla limonlu kek yapmayı istememle başlıyor...

takıp edın 

  • Instagram Clean
  • w-facebook

baska ne var