Yunanistan Ana Kara #2: Porto Lagos, Kavala, Nea Peramos

Gideceğiniz şehre otobandan gitmeyi tercih ettiyseniz çıkışta €2.50 vermeniz gerekiyor, bu ücret arabalar için olan elbette. Ama navigasyon cihazınız varsa "otobanlardan kaçın" diyerek otobanın yanındaki eski yoldan tıngır mıngır gidebilirsiniz. Giderken çoğunlukla hızlı yoldan varmak istiyoruz, ancak dönüş için çok keyifli oluyor. Gümülcine'den, İskeçe'den geçip Porto Lagos'ta bir kahve içip öyle gidiyoruz son öğle yemeğini yiyeceğimiz Dedeağaç'a.

Porto Lagos'ta durma sebebimiz ilk başta tamamen doğal sebeplerdendi. Yolun kenarında bir cafe gördük kendimizi içeri attık. Tek problem üzerimizde hiç bozuk para olmamasıydı. €50 gören abla bizi kibarca kovalayıp kasabanın içindeki markette bozdurabileceğimizi söyledi. Böylece Porto Lagos bizim için bir durak haline geldi. Yazın bile bomboş sokakları, bakımsızlıktan parça parça düşecek evleri, kasaba halkını 100 kere doyuracak pazarı, pek turiste alışık olmayan halkıyla biz burayı çok sevdik.

Evet de hiç bir şey yok ki burada diyenler için önce evet haklısınız diyeceğim, sonra da peki ya St. Nicholas Kilisesi'ni uzaktan da olsa görmek için değmez mi Porto Lagos'tan geçmeye diyeceğim. Elimdeki hiç bir fotoğraf kiliseyi uzaktan gördüğünüzde hissettiğimiz duyguyu yansıtmadığı için kilisenin fotoğraflarını benden iyi çekenlerden aşırdım :)

Kaynak

Kaynak

Arabaya bindikten sonra aşağı yukarı 1 saat içinde Kavala'da olacaksınız, otobandan giderseniz çok daha hızlı varabilirsiniz elbette.

Kavala'da otel konusunda pek değişiklik yapmıyoruz. Eğer yer varsa mutlaka Airotel Galaxy'de kalıyoruz. Dürüst olmak gerekirse eskiden bu otel çok daha güzeldi, kahvaltısından personeline kadar üst düzeydi, yıllar içinde yavaş yavaş eskiyor; dökülüyor; zaten onların da artık Türkler'den pek haz ettiğini düşünmüyorum. Ne yazık ki burada da haddini oldukça aşan Türk turistler gördüm. Ama hala kalbimizde 1 numara olmasının en büyük sebebi elbette konumu:

Kendine ait otoparkı artık kapasiteyi kaldıramıyor olsa gerek limanın oradaki bir otoparkla anlaşmışlar, siz arabanızı koyuyorsunuz onlar ödüyor. Biz yazın deniz tarafına bakan, kışın sokağa bakan odaları tercih ediyoruz. Yazın öğlen ve akşam yemeği arasındaki uzun bekleyişte balkonda oturup boş boş denize bakıyoruz. Kışınsa zaten dışarıda oturmak mümkün olmadığından iki oda arasındaki fiyat farkına fazladan bir öğün yiyoruz :)

Geçtiğimiz yıl, son anda 30 Ağustos haftasonunda bir yerlere gitmeye karar vermemiz ve feribot fiyatının 700₺, en basit otelin €90 olmasının verdiği cinnetle Kavala'ya gitmeye karar verdik. Son dakika kararı olduğu için oteller dolmuştu yalnızca Hotel Oceanis'te yer bulabildik. Hem Tripadvisor'da hem booking.com'da yazanlardan korktuğumu itiraf etmeliyim, ama o kadar kötü değil aslında. Kahvaltı biraz yalandan, otoparkları yok ve evet otel gerçekten eski, ama biz de zaten yemek yemeye gelmiştik :)

Balkonda keyif demişken, gidip alışveriş yapabileceğiniz bir kaç adet market var. Biri Carrefour, meydana yakın, altında balıkçıların, üzerinde manavların olduğu bir yapının orta katında. Normal şartlarda Carrefour'a gidin derdim ama krizle beraber pek çok ürüne artık yer vermiyorlar. Kendi ürünlerini bile satmamaya başladılar. En korkuncu sanırım geçen yıl kasada sıra beklerkendi... Herkesin elinde yalnızca 3 parça eşya vardı. 1 adet içecek, 1 adet sebze cinsi bir şey, 1 adet de yoğurt türü karıştırılacak bir şey... Hiç kimsede daha fazla değil, sadece 3 parça...

Bu dolap peynir ve tereyağı dolabı, dolu olanlardan biri... Tamamen kapatılmış, önü örtülmüş reyonlar var artık.

Şehrin içindeki diğer seçenek Masoutis, günlük alışverişiniz için oldukça yeterli olacaktır diye düşünüyorum. Dönerken de Kavala çıkışında AB Kavala'ya uğrarsanız almak istediğiniz yüklü alışverişinizi buradan yapabilirsiniz. Fiyatların çoğu duty free'den çok da farklı değil, o yüzden saat hesabı yapıp duty free'den alışveriş yapmaya hak kazandınız mı diye kafa yormak yerine rahat rahat yapın alışverişinizi burada...

Hemen arkasında bir de Lidl var, ama Yunanistan'daki Lidl'lar, bizdeki Bim duygusu veriyor bana, zorunda kalmadıkça girmiyorum.

Nea Peramos'a ilk gidişimiz bir kış günü benim Mustafa'yı antik kentlere götürmeye çalışmamla oldu. Ortada antik kent olmadığı gibi yolu da yoktu, arabayı bol bol çamura batırıp içinden çıkmadan fotoğraf çekmişiz. Orada bir yerde yemek yemek istemiştim, ama öyle bir sağanak yağmur vardı ki neresi açık neresi değil arabadan çıkmadan görebilmek bile mümkün değildi, dolayısıyla biz de kürkçü dükkanımıza geri dönmüştük.

Bir sonraki yaz denize girecek bir yerler ararken geçtik Nea Peramos'tan. Kavala'dan sonraki ikinci koy. Onu da geçince üzüm bağlarının arasında toprak yollardan geçip Ammolofoi Beach'e gidebiliyorsunuz. Biz hiç bir zaman beach insanı olmadığımız için hiç birine girmeyip Nea Peramos'ta yemek yemeye karar verdik. Sahile sıfır kumsalın yanındaki Ta Tria Pitharia kurutulmaya bırakılmış ahtapotlarla ilk saniyeden aklımızı başımızdan aldı. Muhteşem pişmiş balıklar, inanılmaz lezzetli midyeler, güneşte kurutulmuş ahtapotlar... Yemeye ortak olan martılar, masanın altında balık kafası düşürmenizi bekleyen kediler ve sahilde yatanlar, denize girenler, dalanlar, kano yapanlar... Kavala'dan yalnızca 15 dakika uzaklıktaki köy aklımızı aldı :)

Sonuçta beach yerine halkın arasına karışıp denize girmeye karar verdik ilk seferinde, sonra zaten denize girmeye buraya gelir olduk. Siz denizinizi nasıl seversiniz bilmem ama ben tam burası gibi seviyorum: boyu geçene kadar kum, az tuzlu ve soğuktan çok ılığa yakın :) Belki başka kısımlarda, şezlong ve şemsiyelerin orada vardır, ama açıkçası biz hiç duş ya da soyunma kabinine rastlamadık. Ona göre hazırlıklı gidin ya da güneş batmadan yemeğe oturmuş olun :)

takıp edın 

  • Instagram Clean
  • w-facebook

baska ne var